Son Mektup
Hep şarkılarda dinlerdim. Hep kitaplarda okurdum. Nereden bilebilirdim ki bir gün ben de son bir mektup yazacağımı. Nereden bilebilirdim ki duygularımın kalem mürekkebinden mektup kağıdına akan yerde son bulacağını… Beni merak etme. Bir yerlerde nasıl olsa yaşamımı bir şekilde sürdüreceğim. Yüreğimde açılan derin duyguları kimseye hissettirmem. Sadece seni değil, kimseyi üzmem. Sen beni bilirsin gülüm, kendimi üzdüğüm kadar kimseyi üzmem. Son mektubuma da senden çok ben üzülüyorum biliyorsun ama şuan inan gülüyorum. Çünkü sana belli etmek istemiyorum. hıh, bak yine güldüm çünkü ben sevinçten ağlıyorum.
Benim yokluğumda neler yapacaksın? Yine her sabah saat 06:20’de uyanıp bana telefon açacak mısın? Günaydın bir tanem diyip, hadi canım işe geç kalma diyip öpücükler yağdıracak mısın telefonda? Hatırlar mısın, bir gün uyanamamıştın da beni arayamamıştın. O gün saat 10:00’da uyanıp işe geç gitmiştim de patrondan bir ton azar yemiştim. Ondan sonra sana kızmıştım da üç gün senle konuşmamıştım. Ve sana her zaman, sana ihtiyacım yok ben zaten işe yetişiyorum, kendim kalkabiliyorum demiştim de, yalan olduğunu şimdi söylüyorum. Ben üç gün boyunca işe hep geç gitmiştim. Neredeyse atılacaktım. Ama ne yapayım sen beni öpücüklerle uyandırmayınca uyanasım gelmiyordu be gülüm… Neyse ben yine çok konuştum. Telefon hattımı mektubun içine bıraktım. Onu istediğin gibi parçalayabilirsin. Artık birbirimize hiç ulaşamayacağız ne de olsa. Ama işin tuhafı ne biliyor musun? Ayrılık kelimesi ikimizin de hazmedemediği bir kelimeydi. Ve şimdi çok rahat ayrılabiliyoruz, çok rahat ben sana son mektubumu yazabiliyorum. Gözümden akan yaşları sorma. Onlar, yüreğimin derinliklerinden gelenler değil ki! Hem ben ağlamıyorum ki! Ben mektup yazmasını da beceremem ki. Gelecekteki tüm umutların, tüm ümitlerin gerçek olsun. Mutluluklar hep seninle olsun. Beni silip atabilirsin bir çırpıda. Bir anda yabancı insanlar oluyoruz. Aramızdaki tek bağ bu oluyor biliyor musun? Ağladığımı sanma. Sadece gözümden yaş geliyor o kadar. Mektuba başladım başlayalı son paragrafı yazmaya çalışıyorum. Bir türlü beceremedim. Keşke bu mektup hiç bitmese, uzun uzadıya sürse gitse de ben de senden vazgeçemesem. Gidemesem, seni bir başına bırakıp. Gecelerin karanlıklarına dalıp kaybolmasam. Ha bu arada her sabah saat 06:20’de seni hatırlayacağım. İlk başlarda zorluk çekerim, senin sesini kulaklarımda hissederim ama, ondan sonra artık sen beni uyandıramasan da, ben saat onlara kadar uyuyamam ki. Saat 06:20’de sen aklıma gelirsin, uyanıveririm bir anda. Son sözlerim de şu olsun sana. Ayrılıklar bir gün gerçek oluveriyor. Hiç hesapta olmayan ayrılıklar yaşanıyor. Hani çok büyüktü ya sevdamız, ayrılık bu sevdayı değil sadece isimlerimizi, bedenlerimizi, kalplerimizi ayırabiliyor. Sevdanın ayrılığı diye bir şey olur mu hiç? Ben sana hala daha sevdalıyım gülüm… Ve hoşça kal…







Mayıs 4th, 2008 - 18:50
tam bir mektup olmuş tüm sadeliği ve içtenliği ile birlikte
Mayıs 6th, 2008 - 22:20
harika bir mektup