Vazgeçiyorum Senden…
Sevgilim!Vazgeçiyorum senden…Deli gömleğimi giyip o yakın dediğimiz mutluluğumuzun düşünü kurmaktan ve günleri o günleri…Yastık altında mutlu günlerimiz için biriktirdiğim günleri saklamaktan…Dökülen yüreğimi yerlere eğilip içip sana doldurmaktan şarap tadında vazgeçiyorum…
Vazgeçerken küstürmüyorum içimdeki çocuğu, evet o şımarık kız çocuğunu küstürmüyorum…Düşlerimin, hayallerimin ışığının kaybolmasına, sevgi için söylenen harflerimin ağlamaklı olmasına izin vermiyorum…Vazgeçerken sevgilim ben, başımıda eğmiyorum!
Tüm bunları ne olursa olsun aşk affederdi deme artık…’Beni sevseydin…’deyip o içinde bir zamanlar birlikte yaşadığımız masaldan sıyrılamazsın.O zaman emin ol benim ‘Beni sevseydin…’ cümlelerim seninkinden daha çok olurdu unutma! Artık yok önemi yok, bu enkazı kurtarmanın anlamı yok.Hislerimizi daha fazla akıtmayalım brbirimizden.Onca yılın, yaşanmışlıkların hani derler ya mazimizn işte o mazimizin ağırlığını alalım ellerimizden, o ayrılan ellerimizden.Paylaşalım, tıpkı şu “Asla!” dediğimiz ayrılığımızı paylaştığımız gibi.
Vazgeçiyorum sevgilim senden, “Yine de herşeye rağmen, seni seviyorum.” demekten.Bende bıraktığın hastalıklarımla birlikte, şu tedavisi mümkün olmayan hastalıklarımla birlikte, vazgeçiyorum.Deli olmalıyız zaten, onca sene sen başka diyarda, bense bu yıkık kentin sınırında.Çılgınlık!Saçmalık! İşte ben de vazgeçiyorum. Vazgeçerken de ben sevgilim senden, ağlamıyorum ki(!) Göz pınarlarımın intihar etmesine de izin vermiyorum(!).
Şunun farkındayız ikimizde.Artık çok geç kaldık.Taaa uzaklardan yaşanmazdı bu masal, ne sen prens olabilidin ne de ben pamuk prenses, yetişemedi hayallerimiz. Zamana yenik düştü. Un ufak olan hiçbir şeyin geri dönüşü olamayacağı gibi, yaralarımızı saramayacağımız gibi yani o mutluluk düşünde el ele vermemiz imkansız artık.İmkansız artık bana “Saadetim!” diyerek saadetli olman.Ben barut döküyorum çünkü yaşantına.Baktıkça gözlerime, o bal gözlerime, o yılgın sevdayı gördükçe göz bebeklerimde, hak etmediğimi düşünerek sen, bu sancılı hastalıkları, sen kor bir ateş oluyorsun pişmanlıklarına…
Sevgilim! Vazgeçiyorum o dipsiz kör kuyulara itilmekten. Evet, on yıl önce diktiğimiz fidanı gözyaşlarımla sulamaktan vazgeçiyorum sevgilim… Sana çiçekle su arasında geçen o hikayeyi anlatmaktan bir de… Biliyorum pişmansın bu kabuslardan ve istiyorsun uyanmayı…
Vazgeçerken senden şimdi ben sevgilim! Şu geçirdiğim günlerin idamlığında! Yaşamıma, yastık altında o koleksiyon yaptığım o günlerime, her saatine, ölümler serpiştirdiğin için… Bana burada, yıkık kentin sınırında hiç hissetmediğim o soğuk gurbeti yaşattığın için… Ve sevgilim! Kaderimi, o güzel saadetli kaderimi annemin kaderine benzettiğin için sana sadece “Hoşca Kal!” çığlıklarını fısıldamak geliyor içimden… Sadece her şeye rağmen ve sonsuza dk “Hoşçakal!”.







Nisan 10th, 2008 - 14:47
yazınız gerçektende beni duygulandırdı.
farklı olan bişey var tam olarak tanımlayamadığım ama sanırım kelimeler farklı kullanılmış yani nasıl anlatsam bilemiyorum.
kelime anlanımın dışında hiç alakası yok diyecekken bir bakıyorsunuzki tam anlatmak istediğini farkı bil dille yazıyorsun saadet.
Nisan 10th, 2008 - 15:28
@berker
Nesini yontsam kelimelerin nesini
Acıtmadan, kanatmadan nesini yontsam…
@saadet
Kutluyorum canım çok güzel bir mektup yazmışsın.
Umarım adrese teslim olur
Nisan 10th, 2008 - 19:31
Hiç tanımadığım sizlerden güzel orumlar almak çok güç verici.
Ellerinize sağlık.
Ben adrese teslim olsun istememiştim aslında…
Bu duyguları bana yaşatana teşekkürler.
Onun izni olmadan yazdığım için ondan özür diliyorum…
Nisan 12th, 2008 - 22:36
Saadet hanım kutluyorum o kadar güzel anlatılmış.
Bazan söylemek istediklerimizi hiç tanımadığımız ve bizden bağımsız yaşayan kişiler daha iyi anlatabiliyormuş, öğrendim !..
Eylül 22nd, 2008 - 02:41
Teşekkürler