Yaşamak İstediğim Yer
Nerede mi?
Tam emin değilim.
Açıkçası emin olmak da istemem.
Yaşamak zor iş… Anlamlı olmalı, kayda değer olmalı eylemler.
O yüzden ki, nerede yaşayacağım çok önemli.
İşte bundan dolayıdır ki emin değilim.
Şöyle bir yer ya da böyle bir yer diyemiyorum.
Her gün yeniden bulmak ya da o sokakları yeniden yaratmak istiyorum.
Burada her uyandığımda çıkıp o sinsi havaya,
görüp bencil yalnızlıkları,
kilitli yarınları ve
sakat kalmış umutları yeniden kurmak istiyorum vatanımı.
Diyorum ya….
Ben buraya ait değilim.
Ne yattığım o eski yatak ne de
en son örttüğüm o gıcırdayan kapı benim umurumda.
Ne en son yıllara gömülmüş çirkin zenginlikler ne de
tarihten bu yana gelmiş utanmaz anılar beni ilgilendiriyor.
Ne o sabunlu kirli tıraşlar ne de yalanla boyanmış tüysüz ağızlar
ne külü dibinde yoksul umutlar ne de sıska kalmış sonlu hayatlar.
Hani başka bir şey olur ya…
Öyle bir yer benim yaşamak istediğim. Benim sade vatanım…
Öyle çıtkırıldım yüzler değil muhatabım ya da cimri sevgiler değil
soğuktan yeni çıkmış fırına konmaya hazır ya da
eskiye özenen kopya aşklar değil.
Yeni bir ılık benim istediğim.
Hep içime aksın dediğim, durmadan sayacağım ve durmadan söyleyeceğim.
Hele bir de satın alınmış o kalitesiz bedenler değil ya da
ayrıntılarla dolu kitabı ezberlemiş düz beyinler
ve tabi ki sevgiyi ve sıcaklığı unutmuş ruhsuz heykeller değil.
Baktın mı sonsuza gideceğim tedirgin gözler benim istediğim,
sonsuzluğu anlatan her kelimesinde,
ölümü hatırlayıp da yeniden aşık olan hayata
ve tekrar sevmek isteyen her soluduğunda.
Her şeyi başarmak değil benim istediğim…
Omuzlar üstünde ulaşmak değil yüzsüz bulutlara,
hemencecik sevmek değil ya da hemencecik üzülmek.
Ağır ağır çalıştırmak kalbimi, hayata sokup sokup çıkarmak
ve hissettirmek o ıslaklığı su kaçırmadan ince ruhuna.
Yalanları kullanmak değil benim istediğim her uyuz korkuşumda
ya da titrek bedenime yenik düştüğüm her ağlayışımda.
Doğru söyleyip de acı çekmek benim istediğim;
her şeyi feda etmek uğruna,
sanki hiçbir şeye sahip olmamışçasına cesaret edip karşı çıkmak
o anlaşılmaz dünyaya.
Korkmadan dalıp o kalabalık sıradanlığa,
rengini değiştirip siyah beyaz ekranın
heyecanlı bir duygu sürmek etraftaki her hayata.
Cevaplamak değil benim istediğim ya da
her şeyi bilip kakmak değil kafalara ve tabi ki “gördün mü!
Ben haklıydım…” demek değil yıkılmış ruhların o her sessiz sonunda.
Coşkuyla ağlatmak benim istediğim,
sevgiyle çınlatmak yürekleri ve arzuyla yaşatmak her hikayeyi.
Sıradan olsa da her saniyeyi yaşamak
ve olabildiğince yıllara bölmek her karesini hayatın.
Bazen haykırmak, bazen isyan etmek
ve sonunda en derin pişmanlığımla özür dilemek.
Çekip gider gibi yapmadan çekip gitmek istenmediğim soluklardan ve
fedakarca soyunmak soğuk taşların üzerinde
ve sonunda sıcak bir vicdanda oturmak.
Sonsuz defa şükretmek istediğim.
Hatta nefes alışıma yetişip gerekirse onu geçmek.
Sırf daha çok anlamak için ölmek
ve sırf hissetmek için yeniden istemek yarını.
İşte galiba bu benim yaşamak istediğim…
Bir dakika bekle….. Dur……
Galiba ben burada yaşıyorum.
Neden mi?
Çünkü öyle hissediyorum.







Temmuz 12th, 2008 - 19:44
Hic bi zaman inanamadim ben istedigim ve hissettigim yerde yasayabilecegime.
Görevler, kurallar, sorumluluklar, baskalari hep bizi alip kendi dünyamizdan götürüyor nedense.
Buna izin vermedigin zaman da asosyal adini takiyorlar sana.
Umarim kalbinin carptigi yer benim de hissettigim yerdir Baris : )